1009

Onu seviyordu. Ne olarak sevdiğini bilmiyor. 

Dost, arkadaş, sevgili, aile?

Bu sıfatların hepsini alıyor üzerine. Hepsi olabilirmiş gibi… Hepsi oymuş gibi.

Ellerini uzatsa tutar, ellerini uzatsa tutacak. Sormuyor, o da soramaz. Korkuyor Ya değilse?

Bu kadar içinden birini, bu kadar kendi birini bir aldanmışlıkla kaybederse? Geri kaçıyor. 

Çekiliyor köşesine, o da çekiliyor. 

Bir şey var biliyor. Bakınca tutuyor, dokununca çekiyor kendine. Utanıyor.

Kaçırıyor duygularını, saçmalıyor belki, saklanıyor.

Konuşmadan anlıyor ne istediğini, o da konuşmadan anlıyor ne söylediğini… Ta ki buraya kadar.

Burda kalıyorlar arada. Konduramıyor, emin olamıyor, korkuyorlar.

Çok basittir normalde birinden etkilendiğini bilmek, belki anlamak. Ama sıfatlar çok… Ya bilemezse? Ya kaybederse?


Şimdi hangisiyle ölçülmeli sevgi? Susması mı yoğun konuşması mı dersiniz?

1203

Onu sildim, silmeye çalıştım. İyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum. Gerekli miydi saçmalık mıydı bilmiyorum.Onu çok sevdiğimi anladığım anda benden git seni istemiyorum demek.. Hala üzülmekten mi korkuyorum? Yoksa beni kırdığı yerlerde sevseydi kırmazdı sevmiyor, sevmemeliyim mi diyorum. Oysa bana olan sevgisinin varlığından eminim. Sadece bunu ondan duymak istediğim için miydi hepsi? Kendi kendime sevmeye devam edebilirdim; beklentilerimi yok sayabilseydim… Bir tarafım hak etti derken diğer taraftan bu kadar dengesiz olmanın ne lüzumu var diye sesler yükseliyor. Gitgellerden yoruldum, yakınlaşıp uzaklaşmalardan, başlayıp yarım bırakmaktan…

Mesela şuan satır arasında arayıp sesini duydum.

Bugün özel 08/03

8 Mart… Dünya kadınlar günü

Böyle bir gün olmalı mı? Erkekler günü var mı? Diye düşünürdüm önceleri. Hatta belki bizden eşitliği uzaklaştıran bir gün olduğunu düşündüğüm çok zaman oldu. Yaşım ilerledikçe fark ettim. Toplumda ciddi bir algı var. Bunun bir kısmını kadınların yarattığını da düşündüm. “Ben yapamam”, “o erkek o yapsın” cılar da çok fazlaydı.

Erkek gücü diye de bir şeye inanmıyorum. Kadın gücü de yok aslında. Fiziksel veya mental bir ayrım için cinsiyet yeterli değil. İnsan olmanın getirdiği pek çok olgudan biri; inanmak. İnsanın kendine inanması, kendine değer vermesi, değerli olduğunu bilmesi.

Sessiz kalmak değil, avazı çıktığı kadar bağırmak. Boyun eğmek değil, baş kaldırmak.

Her zaman kolay olmaz evet. Ayaklarının üzerinde sağlam basan çocuklar yetiştirmek gerek. Ailede başlıyor. Farklı toplumlardan yada eski dönemlerden örneklere girmeyeceğim. Şu an. Yaşadığımız yılda, yaşadığımız toplumda. Her şeye ulaşmak mümkünken, her zaman farklı bir yol varken çocuklarınızı “kız gibi” yada “erkek gibi” yetiştirmeyin. Siz belki farklı şartlarda büyüdünüz; daha kısıtlı, daha zor dönemler geçirdiniz. Size yapılan hataları “bu böyle” diyerek kabul etmeyin. Değiştirmeye evinizden başlayın. Kız çocuklarınız okusun, yemek her zaman yapılır. Ütüyü erkek de yapar. Evi geçindirme görevi kocanızın yada oğullarınızın değil. Birey olarak yaşamınızı sürdürmek için siz de kazanabilirsiniz; kazanmalısınız. Sevmediğiniz adamlarla kiranızı ödediği için, size baktığı için evli kalmamalısınız. Kızlarınız yaşı geldiğinde evlenmek zorunda değil. İstediklerinde zaten yapacaklardır. Bir başkasına güvenerek, hayatınızı kurmayın, kurmayın ki o başkası size istediğini yapamasın, istemediklerinizi yaptırmasın.

Kadınlar da her mesleği yapar, daha iyi yapanları da olur. Kadın işi veya erkek işi yoktur. Kendini koruması gerektiğinde cesur olmalıdır. Cesur, kendinden emin çocuklar yetiştirin.

En başta söylediğim “neden erkekler günü yok? ” sorusuna geri döndüğümde; anladım. Eşitlik için canlarını feda eden 129 kadına istinaden verilen, o kadınların aldığı bir günmüş “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”. Artık anlamlı … Artık değeri bilinmesi gereken, farkındalığı yaratmak ve unutturmamak gereken bir gün benim için de.

Umarım bir gün olur ki gerçekten tek bir cinsiyetçi söylemin olmadığı zamanlarda bu günün eşitsizliğe yol açtığını konuşuruz.

Her gün bizim günümüz!

3003

Merak ettiğim, yeni fark ettiğim bir şeyi sormak istiyorum.

Neden canımız yanınca can yakarız?

Hem de en ince yerden- en sevdiklerimizi yakarız.


En çok onlardan yara aldığımız için mi?

Yaralarımızı deşince korktuğumuz için mi?

Utandıklarımız, sakladıklarımız için mi? 


Neden savaşarak –daha çok acıtarak– dindiririz acımızı?

Onu acıtınca sakinleşmek neden?

Ya da sonra üzülmenin bir anlamı var mı? Bilmediğimiz (?)

ön metin

Bir süre eski düşüncelerimi paylaşacağım. Sıralamalar biraz karışık olabilir. Yoğunluklarımın ve hislerimin bu kadar keskin virajlarla değişmek zorunda kalması üzücü. Değişmek zorunda diyorum çünkü zamanla kendimizi daha iyi tanıyoruz. Acı çektikçe içinde çözüyor insan her şeyi. Ben bu sene kendimi sıfırladım. Kendime karşı dürüstüm ve önceliklerimde artık ben varım.

Yazdıklarımı her şeye ithaf edebilirim. Her nesnede ya da herkeste kendimizin bir parçasını yansıtıyoruz. Dış etkilere açığız. Olaylar veya alakasız bir çok şey kararlarımızı, sözlerimizi değiştiriyor. Bir söz çok anlam ifade ediyor. Söylenen ve söylenmeyen her şey hayatımızın şeklini belirliyor.

Ne istemediğini bilen ancak istekleri konusunda sessiz kalanlardanım. Ya da öyleydim bu seneye kadar. İstemediklerimi haykıracak gücüm varken isteklerimi hep sakladım. Yanlış. Sakladım diyorum çünkü sadece sözle değil, hareketlerimle de göstermedim. Artık ima ediyorum. İlerleme yavaş yavaş oluyor malum.

Bu kadar uzun bir ön konuşma düşünmemiştim. Aynı cümleleri okuyup farklı anlamlar paylaşmamızı umuyorum; tekrar ya da ilk defa merhaba.